Koku Sırları

0

KOKU SİHİRLERİ KOKUNUN SIRLARINDAN BİR BÖLÜM

Kokunun insan kimyasında çok önemli bir yeri vardır. Birçok algılamayı insan bilinçaltında kokuyla algılar. Görüntü ve sesten daha fazla insan zihnine, kimyasına etkisi vardır.

Örneğin âmâ ve sağırlar, koku melekelerinin hislerine kattığı takviyeyle birçok nesneyi algılar. Yakup (as)’ı düşünün: Oğlu Yusuf Peygamber için, kendisi âmâ olmasına rağmen şöyle der: “Yusuf’umun kokusu geliyor.”

(Koku ile ilgili bir kitap yazılabilir; fakat biz belli kısımlarını, konuyla alakalı örnekleri veriyoruz.)

Yakup (as)’ın bu cümlesi, bir beldeden diğer bir beldeye koku naklinin gerçekleşeceğine işaret eder. Bu konuyla alakalı çalışmalarda sona gelinmiştir. Mahlukâtın da kokuyla direkt ilişkisi vardır. Birçok hayvan koku yeteneğiyle hayatını devam ettirir. İnsanlar da hayvanların bu yeteneklerinden faydalanırlar. Örneğin köpekler. Kangal köpekleri üzerindeki araştırmalar şunu söylüyor:

Bu köpekler 100.000’e yakın kokuyu hafızalarında saklıyor. Bir kangal on sene görmediği sahibini, gördüğünde kokusundan tanıyor ve o koku hafızasında kaybolmuyor. Tüm köpeklerde durum böyle. İnsanlar, hayvanların -bu özelliği de dahil- tüm özelliklerinden yararlanır. Suçluları ve suç unsurlarını kokularından bulmaları için, polis ve askerî birlikler köpekleri kullanır. Kurtarma ekipleri, hayat kurtarma alanında kullanır. Tabii ki sihirbazlar da bu koku olgusundan yararlanır.

FARKLI YÖNDEN İNSANLARIN KOKU İLE ALGILADIKLARI DÜNYA

Her beldenin, her yapının kendine has bir kokusu vardır. Bu kokular; mesela o beldeye has kokuyu, içinde barındırdığı unsurlarla kazandırmıştır. Örneğin gül tarımı yapan bir kasaba, o kasabaya farklı bir koku; hayvancılıkla uğraşan bir belde, o beldeye daha farklı bir koku sindirmiştir. Sanayi beldeleri, fabrika bacalarında sızan kokuların o beldeye sindirdiği kokularla ayırt edilir. Örnekler çoğaltılabilir. İnsanların çoğu, doğup büyüdüğü beldede bunu bilinçaltında yaşar; fakat farkına varmaz.

MAZİYE GÖTÜREN KOKULAR

Kokuların, zaman mefhumunu ortadan kaldırarak, bir anlık da olsa insanı maziye götürmesinin sırrı, yukarıdaki meselede saklıdır.

Örnek :

Yüksek mimar olan biri, bir inşaat projesi için bir beldeye gider. Gittiği yer kırsal bir bölgedir. Yüksek mimar, Avrupa’da modern bir şehirde hayat sürmektedir. Eğitiminden sonra Türkiye’den ayrılarak Paris’te yaşamaya başlar. Gittiği kırsal alan da Avrupa’da bir yer. 60 yaşlarında olan mimar bir an durur ve yere çöker. Gözleri dolar. Derin derin nefes alarak ağlar. Arkadaşları bu duruma bir anlam veremez, dayanamayıp sorarlar ve mimardan şu cevabı alırlar:

– Mis gibi tezek kokuyor. Anadolu’da bir köyde doğdum ben. Çocukluğum bu kokunun içinde geçti. O güzel günlere döndüm. Bu koku beni mazime götürdü.

Yanındaki eleman ise o anda şöyle mırıldanıyordur:

– Oysa leş gibi pislik kokuyor.

Bu konu hakkında ufak bir analiz yapalım: Hepimiz buna benzer anılar yaşamışızdır. Bir koku, bize bir anımızı hatırlatmıştır. Bu örnekte mimar’ın çocukluğuna dönmesini sağlayan anısı, bilinçaltına tezek kokusuyla kodlanmıştır. Dünyanın neresinde bu kokuyu duysa, bu kod onu anısına götürecek; ağlayacak kadar duygularını coşturacak, hislerini faaliyete geçirecek ve gözlerinin önüne mazisinin resmini çizecektir. Dolayısıyla, kokunun insanın ruh hâline direkt etkisi ve insanın kimya mekanizmasını faaliyete geçirmesinde de ne kadar önemli bir unsur olduğu görülmüş olur.

Tüm nesneler, kokularını çeşitli şekilde algılama yeteneği verir insana… Mesela geniş bir şehrin tüm kokusu o şehirdeki insanlara bir his verdiği gibi, o şehrin küçük bir sokağının, o sokağa kazandırdığı ayrı bir koku da o sokakta oturanlar için farklı hisler, farklı algılamalar verir.

Örneğin :

Bir çocuğun yaşadığı sokağın başında bir helva fabrikası var. O sokak bu kokuyla hasbihal içinde… O sokakta büyüyen çocuk, ileride ne zaman bir helva yese ya da helva kokusunu alsa, o koku onu bu sokağa getirecektir. Yani tüm anı o kokuya sığmıştır. Yapılara da sinmiş kokular böyledir.

Örneğin :

Eski, tarihî bir cami. Etrafındaki eski yapıların, evlerin, ağaçların, yosunlaşmış taşların üzerine sinmiş kokusu, o caminin müdaviminin beyninde ayrı bir algılama kodu taşır. Düşün: Gün gelir caminin duvarı boyanır. Eski evler yıkılır. Çevre mimarisi modern yapıya bırakır kendini. Ağaçlar vs… kesilir. Artık ilk önceki fotoğraf ve olgular,caminin müdavimi için bir anıdır. Yapılar ve değişiklik kokuyu da değiştirmektedir.

Beş sene sonra bu adam eski bir kasabaya gidiyor. Eski yapıların olduğu bir yer. Orada cami yok; ama oradaki eski yapıların ve unsurların kokuları, eskiden müdavimi olduğu camiyi hatırlatıyor adama. O kokular adama şunu söyletiyor:- Sanki ben daha önce buraya gelmiş gibiyim.

İşin sırrı şu: Kokuların insan ruhuna bir alfabesi var.

Çıkan Sonuç :

* Yapıların görselliği, şekli, şemaili tek başına insan için pek bir şey ifade etmiyor.

* Orada bulunan tüm unsurların birleşmesi bir anlam kazanıyor ki, tüm bu unsurlar da bir kokuda kodlanıyor.

* Bir koku, tüm bu unsurların resmini gözlerinizin önüne çiziyor. Anılarınızı, o beldeyi, o yapıyı vs… canlandırıyor. Anıyı size yaşatıyor.

* Düşünün; sinemada üç boyutlu gözlük verilerek filmin içinde olma hissi veriliyor. Ya bir de filmin içindeki unsurların; örneğin ağaçların kokuları, filmi izleyene algılatılsa?

* Anıların kokuyla ilişkisi, seslerden daha kuvvetlidir.

* Bir koku, 60 yaşındaki adamı 10 yaşına götürüyor. 50 senelik zaman ortadan -bir anda- kalkıyor. Tefekkür edilirse “zamanı kimyayla aşmak” (koku) meselesi gündeme geliyor.

Eski Mısır’da koku çok önemli bir büyü aracıydı. Firavunlarda sırrı çözülemeyen kokular bulunurdu. O dönemin kimyacılarının yaptığı kokular insanları etkilemek için kullanılırdı. Bugünkü bayıltıcı gazların bir versiyonu, o gün koku bazlı kullanılıyordu.

Eski Mısır’da kokular notalandırılmıştı. Notalandırılan ana kokulardan karışım kokular elde ediliyordu. Dönemin sihirbazları ölmüş insan bedeninden de kokular elde ediyorlardı.

ESRAR BİLGİSİNDEN :

Âdem (as) cennetten indirildiğinde, indirildiği cennetin üzerine sinmiş kokusuyla yeryüzüne ayak basmıştı. Bu koku, yeryüzünde bu kokuyu alanları mest etmişti. Hâlâ o kokunun özünü insanoğlu aramakta…

Bir rivayete göre Âdem (as), yeryüzündeyken Allah’a bir kurban kesmek ister (O’nun rızası için). Hayvanlara teklif yapar. Sadece geyik (ya da ceylan) gelir bu teklife. Âdem (as) hayvanın sırtını sıvazlar ve hayvanın sırt bölgesinde mest edici bir koku oluşur.

Bilindiği gibi “misk” geyiğin organından elde edilir. Kur’an’da da birçok ayette, cennette misk kokusu olduğu buyrulur. Cennette Âdem (as)’ın üzerine sinen kokunun, bu yolla hayvancığa da yansıması muhtemeldir.

Burada şöyle bir soru sorulabilir: “İblis de Âdem (as)’ın bulunduğu yerden yeryüzüne indirildi. Onun da üzerine koku sinmiş midir?” Hayır; çünkü İblis özü itibariyle ateşten yaratılmıştır. Dolayısıyla kokuları yakar. Bu yüzden cinciler efsunlarında kötü kokular yakarlar.

Zira İblis güzel kokudan nefret eder. Cinler kötü kokulara bayılır.

* Düşünün; oruçlu iken ya da çok açken uzaktan gelen güzel bir yemek kokusu nefsimizi nasıl çeker… Nefsin bir şeytanî bölümü, bir de melekûtî bölümü vardır. Güzel bir gül kokusunu ruhunu gıdalandırmak için koklar. Yemek kokusunu da nefsini gıdalandırmak için…

Nefsin bir de insanî bir boyutu vardır. Ya onun gıdası?

Oktan Keleş
Asa Kitabı (sh 217 vd)

Share.

About Author

Kalperen Ocağı Derneği Resmi Hesabı

Leave A Reply