Deprecated: Function create_function() is deprecated in /var/www/wp-content/plugins/revslider/includes/framework/functions-wordpress.class.php on line 258
Bir Meczup Kalperen’in Rüyası 10. Bölüm: Yeni Babil’in Yıkılışı

Bir Meczup Kalperen’in Rüyası 10. Bölüm: Yeni Babil’in Yıkılışı

0

J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi Kitabında da yazdığı gibi,

Dünya değişiyor,

Bunu suda hissediyorum,

Toprakta hissediyorum,

Kokusunu alıyorum,

Dünya binlerce yıldır beklenilen, hazırlık yapılan dönemin eşiğinde nihayet,

Müslümanların Mehdi’yi beklediği,

Hıristiyanların İsa Mesih’i beklediği,

Yahudilerin kendi Mesihlerini beklediği,

Budistlerin Maitreya/Metteya’yı beklediği,

Brahmanların Vişnu’yu beklediği dönemin,

Dünya, Hıristiyan ve Yahudilerin Armageddon Savaşı olarak bildiği, Müslümanlarınsa Melhame-i Kübra olarak bildiği savaşın, 3. Dünya Savaşının eşiğinde.

Dünya, 11 Eylülden bu yana Eski Dünya değil.

Dünya değişiyor!

Sanki görünmeyen bir el Dünyayı olması gerektiğinden bambaşka bir yere doğru sürüklüyor.

Ve bu sürükleniş sırasında Dünyada pek çok hadiseler meydana geliyor.

Çoğu zaman anlam veremediğimiz.

Her ne kadar yaşananlarla ilgili bir takım açıklamalar yapılsa da bir türlü mantığını oturtamadığımız,

Ne kadar açıklama yapılırsa yapılsın, açıklamalarda hep eksik bir taraf bırakıldığını içimizde hissettiğimiz,

Ve bu anlatılanlardan bambaşka, yaşanan olayların bir de görünmeyen tarafı olduğunu bildiğimiz,

Milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan,

Ve dünya üzerinde yaşayan Milyarlarca insanın da yaşamını kökünden etkileyen olaylar yaşıyoruz.

11 Eylülden itibaren!

11 Eylül neden yaşandı?

Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) Afganistan’ı neden işgal etti?

El Kaide için mi?

Yoksa bambaşka bir sebebi mi vardı?

Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) Irak’ı neden işgal etti?

Nükleer Silahlar için mi?

Irak’ta Nükleer Silah olmadığı ortaya çıktı.

Pentagon bunu zaten en başından itibaren biliyor muydu?

Peki Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) Irak’ı neden işgal etti?

Condoleezza Rice Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) Dış İşleri Bakanıyken Orta Doğuda 22 Ülkenin sınırları değişecek açıklaması yaptı.

Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) Orta Doğuda 22 Ülkenin sınırlarını neden değiştirmek istiyor?

Büyük Orta Doğu Projesi’nin gerçekte amacı neydi?

Arap Baharı oldu.

NEDEN ?

Arap Baharından sonra Mısır’da (Egypt) iş başına gelen Hükümete darbe yapıldı.

NEDEN ?

Arap Baharıyla başlayan Suriye’deki (Syria) Savaş hala sürüyor ve bir türlü bitmiyor !!!

NEDEN ?

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Nayif’in yerine Muhammed bin Selman getirildi !!!

NEDEN ?

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman diğer Suudi Prensleri tutuklattı !!!

NEDEN ?

Sudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cemal Kaşıkçı’yı öldürttü !!!

NEDEN ?

Arabistan Yarımadasında bunlar olurken Avrupa’da  her geçen gün milliyetçilik arttırılıyor !!!

NEDEN ?

Bu günlerde Amerika Basını, Amerika’nın İran’a Savaş ilan edip etmeyeceğiyle çalkalanıyor!

Amerika Birleşik Devletleri (USA) uzun yıllardır İran’ın önünü bir şekilde kesmek, kesemediği taktirde de savaşmak suretiyle durdurmak istiyor?

NEDEN ?

İngiltere (England) ABD’den (USA) rol çalmaya çalışıyor ve İran’a karşı girişimlerde bulunuyor.

NEDEN ?

İngiltere (England) Avrupa Birliğinden (European Union) ayrılmaya çalışıyor.

NEDEN ?

ABD (USA) Türkiye’ye (Turkey) Patriot Hava Savunma Sistemlerini satmadı.

NEDEN ?

Türkiye Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemi satın aldı.

NEDEN ?

ABD (USA) bunun karşılığında Türkiye’ye yaptırım uyguladı.

NEDEN ?

Türkiye’yi F-35 Projesinden çıkarttı ve bizzat ABD Başkanı Trump kendi ağzıyla Türkiye gereğinden fazla silahlandı, Türkiye’ye bu kadar silah yeter açıklaması yaptı.

NEDEN ?

Suriye’deki savaş bir türlü sonlandırılmıyor.

NEDEN ?

Suriye’deki savaş bir türlü bitirilemeyince, bundan nemalanmak isteyen tüm dünya devletlerinin orduları Suriye’de toplatılıyor.

NEDEN ?

Çin Devleti de Suriye’ye Asker göndereceği açıklaması yaptı.

NEDEN ?

Acaba tüm Dünya Devletlerinin Orduları Suriye’ye toplatıldıktan sonra, çıkan kurmaca bir bahaneyle 3. Dünya Savaşı mı başlatılmak isteniyor?

Tüm yaşanan bu olaylar görünmeyen karanlık bir el tarafından, bir Güç Odağı tarafından mı organize ediliyor?

Belki de Hıristiyanların Antichrist Müslümanların ise Deccal (Dajjal) olarak bildiği güç tarafından.

Sahi Antichrist/Deccal gerçekten gelmiş olabilir mi?

Dünya 3. Dünya savaşına, Armagedon Savaşına doğru giderken,

Yavaş Yavaş taraflar netleşmeye başlarken,

 Gelin tüm bu soruların cevabını hep birlikte bulalım.

Doğruyla yanlış bir birine girmiş durumda.

Doğru ne taraf, yanlış ne taraf ayırt edilemez durumda.

Sanki görünmeyen karanlık bir el, doğruyla yanlış bir birinden ayırt edilemesin diye insanların zihnini bilerek bulandırmış ve büyü yapmış gibi.

Doğruyla yanlışı çok daha net görebilmek için,

Görünmeyen bu karanlık elin büyüsünü bozmak için,

Yaklaşan bu fırtınada doğru tarafı seçebilmek için,

Yaşanan ama anlamsız görünen bu hadiselerin,

Ve hatta yaşanacak olanların gerçek anlamlarını,

Hep beraber çözelim.

Tüm bu soruların ve daha fazlasının,

Yaşanmış ve yaşanacak olayların,

Görünmeyen tarafını görünür kılalım.

Yazının bu bölümüne geçmeden önce okumayı daha keyifli hale getirmek için,

Ve aşağıda paylaştığım müziği açıp,

Videonun üzerine geldikten sonra sağ tıklayıp,

“Döngü” seçeneğini seçin.

Şimdi okumaya daha keyifli olarak kaldığımız yerden devam edebilirsiniz.

Ama öncesinde sizlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile yapılan bir söyleşiden küçük bir anekdot aktarmak isterim.

Atatürk’e “Çok büyük başarılar elde ettiğini, çok büyük işler başardığını ve bütün bunları nasıl yaptığını sorarlar.”

Atatürk bu soruya cevabı nettir;

“Önce hedefimi belirlerim,

Sonra bu hedefime giden yoldaki tüm engelleri bir bir ortadan kaldırırım,

Gerisi zaten kendiliğinden hallolur” diye cevap verir.

 

İşte büyük devletler ve güç odaklarının da stratejisi basitçe budur.

Önce hedeflerini belirlerler,

Sonra bu hedefin önündeki engelleri bir bir yok ederler, ortadan kaldırırlar yada etkisiz hela getirirler.

Ta ki hedefiyle arasında engel kalmayıncaya kadar.

 En sonunda da hedefledikleri şeyi ele geçirir.

Asıl amaç hedefi ele geçirmektir.

Geri kalan her şey o hedefi ele geçirme önündeki engellerdir ve hedefle arasındaki bu engelleri kaldırmak uğrunda yapılanlardır.

Hedeflerin önündeki engelleri kaldırırken bir takım kazanımları da olur elbette.

Ama kazanımlar asla gerçek hedefleri değildir.

Adı üstünde sadece kazanımdır.

Satranç’ta asıl hedef Şah’ı ele geçirmektir.

Geri kalan taşlar sadece Şah’ı ele geçirmenin önündeki birer engeldir.

Şah’ı ele geçirirsen oyunu kazanırsın.

Şah’ı ele geçirebilmek için önündeki engelleri bir bir ortadan kaldırmalısın, yok etmelisin.

Bu, Devletler ve Güç Odakları arasında oynanan Satranç Oyunu için de aynen böyledir.

Kimi zaman bu hedeflere ulaşmak 1 Ay veya 1 Yıl gibi kısa süreler alırken,

Kimi zaman da bu hedeflere ulaşmak Devletlerin ve Güç Odaklarının yıllarını alır.

Günümüzde yaşanan olayları (savaşları, felaketleri) bu güne bakarak anlayamayız.

Tüm bu yaşanan savaşları ve felaketleri Dünyanın Süper Gücü olması hasebiyle Amerika Birleşik Devletleri (USA) Dominize ediyor.

Ve tabi müttefikleri.

Afganistan Savaşı, Irak Savaşı, Arap Baharı, ve daha niceleri.

Bu savaşlarda milyonlarca insan ölüyor, milyarlarca insan da etkileniyor.

Peki ne için?

2025’li yıllarda varmak istediği hedefler için yaşanıyor.

Milyonlarca masum insanın ölmesine sebep olan hedefler için.

ABD (USA) 2025’li yıllarda varmak istediği hedefin önündeki engelleri bir bir ortadan kaldırıyor.

Hedefine ulaşmak için Müttefiklerini de kullanıyor.

ABD (USA) hedeflerine ulaşmak için Müttefikleriyle beraber 2000 yılından beri Dünyayı savaşlara ve kaosa sürüklüyor.

Ve tüm dünyayı neredeyse 3. Dünya Savaşının eşiğine getirdiler.

İşte bu hedefi bulduğumuzda bu gün ve geçmişte yaşananları çok daha iyi anlamış olacağız.

 Bu hedefi bilirsek bu gün yaşanan olayların üzerindeki sis perdesi dağılmış olacak.

 Milyonlarca masum insanın kanı neden aktı, akmaya devam ediyor ve akacak anlamış olacağız.

Hedefiyle arasına girme ihtimali olan Devletleri bölerek yok ediyor, bölemediyse de aynı Afganistan ve Irak gibi pasifize ediyor.

ABD hedefine ulaşmasına engel olan devletleri bir bir oratadan kaldırırken, ya da pasifize ederken de milyonlarca masum insanı öldürüyor.

Aranızda “Her Devletin kendine göre bir takım hedefleri vardır.

Her Devlet bu hedeflerini gerçekleştirmek ister.

Ve bu devletler hedeflerine ulaşmak yolunda savaşlar verir.

Bu savaşlarda da karşılıklı savaşan devletlerin askerleri öldüğü gibi masum insanlarda ölür.

Bu yeni icat edilen bir şey değil ki!

Geçmişte de böyleydi, günümüzde de böyle, gelecekte de böyle olacak” diyenleriniz olacaktır.

Evet bu konuda böyle düşünenlerin haklılık payı var. Ama tek bir şey dışında.

O da devletlerin kendisine koyduğu hedeflerin masum olup olmadığıdır.

Eğer devletin kendisine koyduğu hedef gerçekten insanlık içinse ya da devleti içinse, bu hedef uğrunda savaşıyor ve bu savaş sırasında da masum insanlar da istemeden öldürülüyorsa, bu bir noktaya kadar anlaşılabilir.

Dikkat çekerim “Bir noktaya kadar anlaşılabilir” diyorum.

ABD ve Müttefikleri kendisine bu hedefi koyarken ne kadar masum niyetle, sadece insanlığı, devletini ve devletinin geleceğini hedeflemiştir, gelin isterseniz hep beraber bakalım.

Ama ilk başta hedefin ne olduğunu tespit etmemiz gerekiyor.

Bir gün bakıyorsunuz Afganistan’ı düşman ilan edip işgal ediyorlar.

Bir bakıyorsun ertesi gün Irak’ı.

Bir bakıyorsun Arap Baharı ve darbelerle onlarca Müslüman ülkenin yönetimini değiştiriyor.

Bir gün El Kaide düşman oluyor, diğer gün İslam terörist dini oluyor.

Bir gün Deaş düşman oluyor, diğer gün Suriye.

Bir gün İran düşman oluyor, bir başka gün müttefikim dediği Türkiye.

Bunların her biri hedef midir yoksa hedefe giden yolun üzerinde birer engel midir?

Asıl hedef petrol müdür, vadedilmiş topraklar mı?

Yoksa Büyük Orta Doğu Projesi mi?

Sahi, Büyük Orta Doğu Projesi tam olarak ne, gerçekten bilen var mı?

Sadece söylentiler ya da ön görüler?

Size Amerika’nın Gerçek Hedefinin, bunların hiç biri olmadığını söylesem!!!

Bunlar Gerçek Hedefine giderken, hedefle aralarındaki engeller olduğunu söylesem.

Petrol vb. gibi şeyler de Hedefleriyle arasındaki engelleri ortadan kaldırırken elde ettikleri kazanımlar olduğunu söylesem.

Petrol, doğalgaz, maden…

Bunların hiç birinin ABD’nin ve müttefiklerinin Gerçek Hedefi olmadığını söylesem.

Daha iyi anlaşılması için küçük bir örnekle anlatalım.

Günümüzde üniversite çağına gelen her çocuk gelecekte yaşamını idame ettirebilmek için iyi bir meslek sahibi olmak ister.

İyi bir meslek sahibi olabilmek için iyi bir üniversiteyi kazanmak ister.

Ve bunun için de ailesiyle ve arkadaşlarıyla geçireceği güzel zamanlardan, eğlencesinden feragat ederek yıllarca ders çalışır.

Hesaplamaya kalktığınızda ortalama olarak bir insanın 60 yıl yaşadığını baz alırsak, yaşamının önemli bir kısmını iyi bir meslek sahibi olabilmek için, ailesiyle ve arkadaşlarıyla geçireceği veya eğleneceği zamanlardan ödün verip ders çalışarak geçirir.

“Gerçek Hedefi” iyi bir meslek sahibi olup yaşamını daha güzel şartlarda idame ettirmektir.

Ama Üniversiteyi kazanıp, kazandığı okula başlayınca veya öncesinde okula giderken bir çok farklı insanla tanışır.

Onlarla güzel zamanlar geçirir.

Anılar paylaşır.

Eğlenir.

Arkadaş kazanır.

Dost edinir.

Bu sayede yaşamı kendince daha güzel  hale gelir.

Bunu yapan kişinin “GERÇEK HEDEFİ” iyi bir üniversiteyi kazanıp iyi bir meslek sahibi olmaktır.

Yeni insanlarla tanışıp, tanıştığı insanlarla yaşamı boyunca devam edecek dostluklar geliştirip, onlarla güzel vakitler geçirip, güzel anılar biriktirmek ise “GERÇEK HEDEFİNE” ulaşmaya çalışırken yolda edindiği “KAZANIMLARDIR.”

İşte yukarıda saydığım petrol olsun, başka sebepler olsun bunlar Amerika’nın ve Müttefiklerinin“Gerçek Hedefi” değil, sadece “Gerçek Hedeflerine” giderken elde ettikleri ve edecekleri  Kazanımlardır.

Tabii bir de ABD, İngiltere ve İsrail’in Gerçek Hedefi örnekteki kadar masum mu yoksa daha Şeytani bir hedefi mi?

Bu hedeflerini, belki de Şeytani olan bu Hedeflerini gerçekleştirebilmek için Avrupa Birliğini de peşlerinden sürüklüyorlar.

Ve daha başka ülkeleri de peşlerinden sürüklemeye çalışıyorlar.

PEKİ O ZAMAN ABD, İNGİLTERE VE İSRAİL’İN GERÇEK HEDEFLERİ NEDİR?

Onlara göre Dünya Arenasında oynanan Satranç Oyununda Düşmanın ŞAH’I nedir?

EĞER ELE GEÇİRİRLERSE OYUNU KAZANACAKLARINI DÜŞÜNDÜREN GERÇEK HEDEFLERİ?

Tabii ki çoğu kişinin bir fikri var.

Ama bunlar da öngörüden öteye geçmiyor.

ABD, İngiltere ve İsrail’in Şeytani Hedefi Sudi Arabistan’ın (Suudi Arabia),

 

 

Mekke (Mecca) Şehrinde yer alan,

 

 

Tüm Müslümanların “KIBLESİ” olan, Müslümanların Allah’ın Evi (House Of God) olduğuna inandıkları, her gün, günde 5 kere kıldıkları namazda yöneldikleri Kabe’dir.

 

 

İşin ilginç yanı bunun olacağını Hıristiyanlığın Kutsal Kitabı İncil, 2000 yıl önceden, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed de (s.a.v.) 1440 yıl önceden bildirmiş.

Nasıl bildirildiğine birazdan geleceğiz.

Buradaki en önemli nokta Amerika’nın (USA) Kabe’yi ele geçirmeyi hangi tarihte planladığıdır.

11 Eylülden önce mi?

11 Eylülden sonra mı?

Ya zaten 11 Eylül olayı Kabe’yi ele geçirmek için planlanıp devreye sokulduysa?

Şöyle bir düşünün, 2001 yılından bu yana yaşananlar yaşanmamış olsa,

11 Eylül yaşanmamış olsa,

Afganistan işgal edilmemiş olsa,

Irak işgal edilmemiş olsa,

Arap baharı yaşanmamış olsa,

Suriye’deki iç savaş çıkmamış olsa,

İslam Dininin adı terör ile anılmamış olsa,

Müslüman ülkelerin Savaşlarla ve ekonomik yaptırımlarla bu derece yıpratılmamış olsa nasıl bir dünya olurdu?

Karşılarında düşman gördükleri güç nasıl bir güç olurdu.

Sizce o zaman Kabe’yi ele geçirmeye, yıkmaya ya da işgal etmeye cesaret edebilirler miydi?

Kesinlikle hayır !!!

Diyelim ki ettiler, karşılarında nasıl bir düşmanla savaşırlardı?

Dünya üzerinde resmi dini olarak Müslümanlığı kabul eden 27 adet ülke var.

Ve resmi dini başka başka olan ülkelerde de yaşayan milyonlarca Müslüman.

Ve bu 27 ülkede yaşayan Müslümanların hepsinin yer yüzünde var olan en kıymetli varlıkları Kabe’dir!

Ailelerinden, çocuklarından, her şeylerinden daha kıymetli.

Şimdi sizinle 11 Eylül öncesine 2000 yılına gidelim.

11 Eylülden bu yana yaşanan hiç bir olay yaşanmamış olsun.

Amerika Kabe’yi işgal etmek istiyor ve Suudi Arabistan’a, Mekke’ye saldırıyor.

Bunun üzerine 27 adet ülke ve diğer ülkelerde yaşayan yeryüzündeki 1,5 Milyar Müslüman birleşiyor ve Amerika’ya karşı savaşıyor.

ABD böyle bir savaşı kazanabilir miydi?

ABD (USA) ve Müttefikleri böyle bir güce karşı başarılı olma şansı neredeyse sıfır olurdu.

Tüm Müslüman Ülkelerin Ordularının ve Halklarının birleşerek,  birlik ve beraberlik içinde canla başla savunduğu Kabe’ye belki uzaktan attıkları füzelerle zarar verebilirlerdi ama asla ele geçiremezlerdi.

O zamanın şartlarında İslam Dini terörizmle eş değer olmadığı için bu savaşı en başta kendi halklarının vicdanına dahi anlatamazlardı.

Suçu günahı olmayan, kendi halinde kendi dinini yaşamaya çalışan insanların en kutsalına saldırmak!

Hiçbir insanın, en azından Amerika ve Müttefiki olan Avrupalı Devletlerin bile nüfusunun büyük çoğunluğu böyle bir savaşa karşı çıkacaklardı.

Hatta ABD’nin böyle bir savaşta müttefik bulması bile imkansız olurdu.

Tek başına kalırdı.

Böyle bir savaşı kendi halkına bile anlatamayacağı için Müslümanların Kıblesi olan Kabe’ye saldırıp ele geçirmeye cesaret dahi edemezdi.

O zaman ne yapmalıydı?

İslam dininin adını terörizmle eş değer hale getirmeliydi ki kendi halkı dahil müttefiklerinin halkını da gerektiğinde böyle bir savaşa ikna edebilsin.

Dünya İnsanlarının zihninde İslam denince akla ilk gelen terörizm olsun.

Tüm Dünyada insanlar Müslüman olan her insanı potansiyel terörist olarak görüp korksun.

Müslümanlar ve Müslümanların dini İslami terörizm olarak anılmaya başlarsa, ancak o zaman en kutsalları Kabe’yi ele geçirmek için saldırabilirlerdi.

Halkları da zaten terörist olarak bildiği dinin en kutsalına saldırılmasına o zaman karşı çıkmazdı.

Kabe’yi işgal edebilmek için önce tüm dünya insanlarının zihinlerini ve psikolojilerini buna göre ayarlamalı ve insanları yavaş yavaş buna alıştırmalıydılar.

Operasyona nereden başlayacaklarına karar verdiler.

Tüm dünya İnsanlarının zihninde Müslümanlığı ve Müslüman ülkeleri terörist göstermek için korkunç bir plan yapıp devreye soktular.

Tarih 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde CIA ve Pentagon işbirliğiyle İkiz Kulelere ve Pentagon’a uçaklarla saldırı düzenlendi.

Sonrasında da daha önceleri Sovyetler Birliğine karşı mücadele etmesi için Afganistan’da CIA’in kurduğu örgüt olan El Kaideyi ve CIA Ajanı Usame Bin Ladin’i devreye soktular.

11 Eylül’ü ABD’nin bizzat kendisi planlayıp, kendisi yapmasına rağmen CIA Ajanı Usame Bin Ladin Saldırıyı lideri olduğu El Kaide’nin yaptığını söyleyerek üstlendi.

Bu sayede bir taşla bir çok kuş vurmuş oldular.

İslam Dininin adı Terörizm ile anılır oldu.

İSLAMİ TERÖRİZM !!!

Şimdi sıra Müslüman ülkeleri tek tek avlamaya gelmişti.

El Kadide’yi bahane ederek Afganistan’ı işgal ettiler.

Yıllar içerisinde işgal ettikleri Afganistan Devletinin Bürokrasisinin kritik noktalarına kendi adamlarını yerleştirerek Amerika’nın (USA) gelecekte diğer Müslüman Devletlere ve Kabe’ye yapacakları işgallerde Afganistan’ı pasifize etmiş oldular.

Afganistan’ı işgal ederek Müslüman coğrafyasında ileri bir Kale elde etmiş oldular.

Daha sonraları diğer Müslüman Devletlere yapacakları operasyon ve işgallerde de Lojistik desteği sağlayacak bir üs elde etmiş oldular.

Kabe’yi ele geçirme hedefine ulaşabilmek için önlerindeki bir engeli yani Afganistan’ı pasifize ederek ortadan kaldırmışlardı ama daha bir çok engel vardı.

Diğer engelleri de ortadan kaldırmak için kaynak lazımdı.

Çünkü bu işin maliyeti çok fazlaydı.

Afganistan’da petrol yoktu ki el koyup kaynak sağlasınlar.

CIA eliyle Afganistan’da uyuşturucu ticaretine başladılar.

Uyuşturucudan gelen parayla ileriki operasyonlarına kaynak sağlamış oldular.

Sahi Afganistan topraklarında uyuşturucu elde etmek için ekilen otların, Afganistan’ın işgalinden sonra Yüzde Kaç Bin artış olduğunu BM RAPORLARINDAN hiç okudunuz mu?

İşte kazanımdan kastettiğim buydu.

11 Eylülün Planlanmasında ki asıl hedef Afganistan’ı işgal edip oradaki tarım sahalarından elde ettikleri uyuşturucudan para kazanmak değildi.

Bu sadece onların Gerçek Hedeflerine Kabe’ye ulaşmak için, aradaki engelleri bir bir kaldırırken elde ettikleri kazanımdı.

Afganistan Bürokrasisini de ele geçirdiklerinden, artık Afganistan ne yaparsa yapsın onların belirlediği çizginin dışına çıkamayacak durumdaydı.

Daha sonra da IRAK’ı bir bahaneyle işgal edip petrolüne çöktüler.

Irak’ında yönetimi, bürokrasisi ve ordusuna kendi adamlarını yerleştirerek Afganistan gibi etkisiz hale getirdiler.

2008 yılına gelindiğinde Afganistan tamamdı.

Irak tamamdı.

Şimdi sıra diğer Müslüman ülkelerdeydi.

Bir bahaneyle birçok Müslüman Arap ülkesinde Arap Baharı adı verilen isyanlar çıkarttılar.

10’dan fazla ülkenin yönetimlerini bu çıkan isyanlar sonucunda değiştirip kendi adamlarını koymak suretiyle ele geçirdiler ve etkisiz hale getirdiler.

Biri hariç.

Orada işler istedikleri gibi gitmemişti ve beklediklerinin tam tersi olmuştu.

Çıkan isyan sonucunda yönetimi hiç de istemedikleri bir Müslüman topluluk ele geçirmişti.

Bu ülke Müslüman Arap coğrafyasında diğerlerine oranla daha büyük ve güçlüydü.

Kabe’yi ele geçirmek için yapılacak bir işgalde çok büyük sıkıntılar çıkartabilirdi.

Bu ülke Mısır Devletiydi.

Mısır Devletinde yönetimi tekrardan ele geçirmeli ve ülkeyi pasifize etmelilerdi.

Mısır Devletinde, kendi adamlarına askeri darbe yaptırarak yönetimi ele geçirdiler.

Afganistan ve Irak’ın yanında Arap Baharını gerçekleştirdikleri ülkelerde artık pasifize edilmiş, ne yaparlarsa yapsınlar onların sözünden çıkamayacak duruma getirilmiş oldu.

Geriye kalan Müslüman Arap ülkeler ise zaten eskiden beri ya Amerika’nın kontrolündeki ülkelerdi ya da bu süreç içerisinde tehditlerle, şantajlarla, ekonomik yaptırımlarla bir şekilde pasifize edilmişti çoktan.

Çünkü günümüzde Tüm Dünya Devletleri, Hükümetleri, Kralları, Zenginleri, zenginliklerini Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) ile yaptıkları ticarete borçluydu.

Örneğin daha yeni yaşanan ABD – Çin geriliminde, ABD’nin Çin’in teknoloji markası Huawei’ye uyguladığı ambargo yüzünden, şirket çok büyük krize girdi ve belki de önümüzdeki yıllarda iflas edecek ya da cep telefonu sektöründen çekilmek zorunda kalacak.

Dünyadaki tüm Ticaret Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) üzerinden yürüyor.

Bir Kişi, Şirket ya da Devlet uluslar arası Para Transferi yapmak istediğinde, para ilk önce Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (United States of America) merkeze gelip, Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) izin verdiği taktirde bir diğer uluslar arası Devlete, Şirkete yada kişiye gidebiliyor.

Eğer para transferini yapanı beğenmiyorsa, transferi dondurup, paraya el koyabiliyor.

Hatta para transferini yapan Devletin, Şirketin yada Kişinin tüm mal varlıklarını ve hesaplarını istediği zaman dondurabiliyor.

Kısacası Tüm Dünya Devletleri, Kralları, Hükümetleri, Zenginleri çıkarları için, zenginliklerini ve iktidarlarını kaybetmemek uğruna Amerika Birleşik Devletleri’nin (United States of America) yaptığı tüm pis işleri görmezden geliyor ve kirli bir ilişki yaşıyor.

Amerika Birleşik Devletleri (USA) ile FUHUŞ yapıyor !

Amerika Birleşik Devletleri de (USA) bir FAHİŞE gibi hepsiyle yatıyor, hepsiyle ilişki yaşıyor.

Ama bu arada Gerçek Hedeflerine yani Kabe’yi İşgal etmek için önlerinde hala kocaman bir engel vardı!

Aslına bakılırsa Kocaman İki Tane engel.

Bu iki engel aşılması en zor olan iki engel olduğu için en sona bırakılmıştı.

Bu iki en büyük engel İRAN ve en önemlisi de TÜRKİYE idi.

Şimdiyse Amerika, Türkiye ve İran engelini ortadan kaldırmak için uğraşıp duruyor.

ABD Arap baharını çok önceden planlamıştı ve hangi ülkelerin buna dahil olacağını çoktan belliydi.

Suriye’de de Arap Baharı isyanlarının kapsamındaydı.

SURİYE-TÜRKİYE sınırına 1952 yılından bu yana mayınlar döşeliydi.

Arap Baharı başlamadan bir kaç yıl önce SURİYE-TÜRKİYE sınırındaki bu mayınlar temizlenmeliydi ki çıkan isyanlardan ve iç savaştan kaçan Suriyeliler rahatlıkla Türkiye sınırından elini kolunu sallayarak geçebilsin diye yapıldığını Oktan Keleş Beyin tespit etmişti.

Türkiye sınırından geçen Suriyeliler arasına ajanlar yerleştirilip Türkiye’ye iyice sızılsın.

Türkiye’den Avrupa’ya geçmeyi başaran Suriyeliler yaptıkları işlerle Avrupalı insanların sabrını taşırsın ve Avrupa Kıtasında Milliyetçiliği arttırsın.

Ve buna benzer daha bir çok olay.

Yani anlayacağınız Amerika bu hamlesiyle yine bir taşla bir çok kuş vurmaya çalıştı ve başarılı da oldu.

SURİYE-TÜRKİYE sınırı temizlendikten sonra Arap baharı başladı ve Suriye’deki iç savaşın ilk yıllarında hazırlıksız yakalan Türkiye’ye sınırdan Milyonlarca Suriyeli mülteci izinsiz giriş yaptı.

Şimdilerde aynı senaryo İran için yapılıyor.

Türkiye’nin İran sınırındaki şehirlerinde BM eliyle mayın temizleme çalışmaları yürütülüyor.

Konuyla ilgili Birleşmiş Milletlerin internet sitesine bakabilirsiniz.

http://www.tr.undp.org/content/turkey/tr/home/projects/tuerkiye_nin-do_u-snrlarnda-maynlarn-temizlenmesi-ve-snr-denetim.html

Bana sorarsanız ABD’nin İran’a ne zaman saldıracağını anlamanın parametrelerinden birisi de bu mayınları temizleme faaliyetleridir.

BM ekibi ne zaman bu mayınları temizler ve Türkiye-İran sınırından ayrılır, işte o zaman İran için tehlike çanları çalmaya başlamış demektir.

Son aldığım bilgilere göre ekip hala temizleme faaliyetlerine devam ediyordu.

Amerika İran’ı da işgal edip pasifize ettikten sonra, Kabe’yi işgal edip ele geçirme hedeflerinin önünde tek bir engel kalıyor, o da Türkiye.

İran’la işi bittikten sonra da Türkiye’yi işgal etmeyi planlıyor.

ABD (USA) işte bu nedenden dolayı Türkiye’nin S-400 almasını istemiyor.

Yaptırımla tehdit ediyor.

F-35 projesinden çıkartıyor.

Ekonomik yaptırım uygularız diyor.

Ambargo uygularız diyor.

Diyor da diyor.

ABD Türkiye’nin S-400 almasını istemiyor çünkü Türkiye’yi yakın zamanda işgal etmeyi planlıyor.

ABD (USA) çoktan İran’ı ve Türkiye’yi işgal için hazırlıklara başladı bile.

Hem Suriye’deki bitmeyen ya da bilerek bitirilmeyen karışıklık,  hem de Kıbrıs açıklarında bulunan doğalgaz bahane edilerek Akdeniz ABD ve Müttefiki olan ülkelerin savaş gemileriyle dolduruldu.

Türkiye’yi işgal etmek için yapılan hazırlık kapsamında Akdeniz ABD ve Müttefiklerine ait savaş gemileriyle o kadar doldurulmuş durumda ki, neredeyse adım  atacak yer yok.

Zaten Irak ve Suriye’de On Binlerce ABD ve Müttefiklerinin askeri var.

Olası bir Türkiye işgalinde daha az zayiat vermek için içerdeki kritik konuma yerleştirilmiş adamlarıyla da Türkiye’yi işgale hazır hale getirmeye başladı.

Sizce Amerika (USA) müttefiklerinin olası bir Türkiye işgalinde daha az zayiat vermesi için ne olmalı?

İçeride kritik noktada bulunan adamları ne yaparsa, Türkiye’de ne gibi değişiklik yaparsa Amerika (USA) ve müttefikleri daha az zayiat verir?

Hatta işgal edebilmek için bile bir bahane lazım.

Türkiye içine sızmış adamları sanki Milliyetçilik yapıyormuş gibi yaptıkları eylem ya da söyledikleri sözlerle Amerika (USA) ve Müttefiklerinin eline koz vermeleri gerekiyor ki, Türkiye’yi işgal edebilmek için ellerinde bahaneleri olabilsin.

Sizce ne gibi eylem ve söylemlerde bulunmalılar ki Amerika (USA) ve Müttefiklerine bu koz verilmiş olsun.

Geçmişte Amerika saldırdığı ülkelere neyi bahane ederek saldırdığını iyi analiz etmek gerekiyor.

Amerika’nın S-400 olayını bu kadar gündemde tutmasının ve Türkiye ile arasında geçen tüm yazışma ve diyalogları el altından basına sızdırarak tüm dünyanın da duymasını sağlamasının altında başka bir sebep daha var.

O da Türkiye’yi Tüm Dünyanın gözü önde, Amerika ve NATO’nun MÜTTEFİKİ konumundan DÜŞMANI konumuna getirmek istiyor ki  Türkiye’yi işgal etmek için tüm Dünya insanlığının bilinçlerini hazırlanmış olsun.

Özellikle de ABD ve Müttefiki Avrupa Devletlerinin ve halklarının zihninde Türkiye=Düşman fikri oluşsun.

Amerika (USA) ara ara S-400 meselesini kaşıyacaktır ki bu sayede de tüm Dünyanın gözü önünde Türkiye ile arası iyice açılmış olsun.

Bu sayede bir taşla bir kaç kuş vurmuş olsunlar.

Bir yandan da Türkiye’yi S-400’ü alma bahanesiyle F-35 projesinden çıkarttı.

Kaldı ki Pentagon dahi F-35 programının çuvalladığını açıkladı.

ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, F-35 programının çuvalladığını söyledi ve F-35’lerle yapılan operasyonların başarı oranının %27 olduğunu belirtti.

Detayı Linktedir;

https://www.haberturk.com/pentagon-dan-itiraf-f-35-programi-cuvalladi-2443957

Amerika Birleşik Devletleri (USA) Kabe’yi işgal planında doğal olarak müttefiki Avrupa Birliğini kullanmak istiyor.

İşte bu yüzdendir ki ellerindeki basın yayın organlarını kullanarak,

Avrupalı insanların psikolojisini bu savaşlara hazırlayabilmek için,

Avrupa’da gün geçtikçe Milliyetçilik akımını arttırıyorlar.

Avrupalı insanları İslam’a ve Müslümanlara düşman ediyorlar.

Ve gün gün bunun dozajını arttırıyorlar ve arttırmaya devam edecekler.

Ki günü geldiğinde Avrupalı insanları bu savaşa girmeleri için ikna etmek zorunda kalmasınlar.

Avrupalı insanlar zaten bu savaşa girmek için kendileri gönüllü olsun.

İşte bu yüzdendir ki İngiltere Avrupa Birliğinden çıkmak istiyor.

Belli ki Kraliçe bu ateşe elini bulaştırmadan közü maşayla tutmak istiyor.

Bu durumda maşa Avrupa Birliği olmuş oluyor.

İlgili Avrupa devletlerine duyurulur.

Gelelim Sudi Arabistan’a.

Bundan birkaç yıl önce Sudi Veliaht Prensi Muhammed bin Nayif’di.

ABD Başkanı Trump, Damadı aynı zamanda Baş Danışmanı Jared Kushner’ı sessiz sedasız Suudi Arabistan’a göndererek,  Muhammed bin Selman’la görüştürdü.

Sonrasında bu görüşme basına yansısa da kısık sesle dile getirildi.

Ve birkaç ay sonra Sudi Veliaht Prensi Muhammed bin Nayif görevinden azledilirken yerine Suudi Arabistan Veliaht Prensliğine Muhammed bin Selman getirildi.

Muhammed bin Selman Suudi Arabistan Veliaht Prensliğine geldikten bir süre sonra diğer Suudi Prensleri tutuklatıp mal varlıklarının büyük kısmına el koymaya kalktı.

Bu haber tüm dünyada büyük yankı uyandırdı.

Avrupa basını haftalarca bu haberle çalkalandı.

Ve tüm dünya ülkelerinden Selman’a karşı sesler yükseldi.

Ama Trump Selman’ın arkasında durunca diğer ses çıkartan devletler, Özellikle Avrupa Birliği Devletleri şimdilik sustu.

Ama bunu kenara not etti.

Sonrasında ABD’nin de yönlendirmesiyle Selman Türkiye’de Cemal Kaşıkçıyı öldürttü.

Cemal Kaşıkçı özelikle seçilmişti.

Çünkü hem gazeteciydi, hem de Avrupa ve Amerika’da (USA) muhalif kişiliğiyle saygı duyulan biriydi.

Amerika’nın Selman’a verdiği gazla, Selman’ın dosyası Avrupa Birliğinin ve Halkının gözünde yavaş yavaş kabartılmaya başlandı.

Ve daha bunun gibi bir çok şey …

Önümüzdeki süreç için de Amerika (USA) verdiği gazla, Selman’ı daha birçok yanlışa sürükleyip batılıların sabrının taştığı bir noktaya getirtecek.

En sonunda da Suudi Arabistan’ı işgal edip Kabe’yi yıkmak için sebep oluşturmuş olacaklar.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Amerika’nın yeni Saddam Hüseyin’idir.

Gaz verip verip bir çok cürüm işletecekler, sonrasında da diktatör deyip, demokrasi getireceğiz deyip, Suudi Arabistan’ı işgal edip, işgal sırasında kaçan  Selman’ı, Saddam ve Kaddafi gibi bir çukurda yakalayıp İDAM EDECEKLER.

Plan bu.

Selman sadece bir piyon.

Asıl Hedef Kabe.

Suudi Arabistan’ı işgal edip Kabe’yi ele geçirebilmek için bir sebep gerekiyordu,

Zamanı gelene kadar işgal için ortamın oluşturulması gerekiyordu,

Amerika’ya Dünya kamuoyunun gözünde Sudi Arabistan’ı işgal ettiğinde, kendisini aklayacak bir sebep gerekiyordu,

“Biz Sudi Arabistan’ı işgal ettik ama biz işgal etmesek daha kötü şeyler olacaktı, biz bozgunculuk çıkartma için değil, Düzen, Adalet ve Demokrasi getirmek için işgal ettik.” diyebilmeleri için bir sebep gerekiyordu,

İşte bu sebep Selman’ın ta kendisidir.

Amerika’nın ve Avrupa’nın Suudi Arabistan’ı işgal etmesi için ortamı ve insanların bilincini hazırlamakla görevli bir kukladır Prens Selman.

Kendisi bu durumdan bir haber şekilde, Kral ben olacağım diye gerine gerine ortalıkta geziniyor.

Hem de Amerika beni destekliyor diye havalara uça uça.

Başına geleceklerden habersiz.

Bir başka husus da, gelecekte şu gibi söylemleri Amerika ve Avrupa basınında sık sık duymaya başlarsınız.

“Gerekirse biz de Müslümanların En Kutsal yerlerine gireriz.”

Birisi “En kutsal yerden neyi kastediyordunuz Kabe’yi mi?”  diye sorduğunda da,

“Evet Kabe’yi kastediyorum” diye cevap vereceklerdir.

Bunu diyecek kişiler de genellikle daha önce çok önemli görevlerde bulunmuş ama artık emekli olmuş sözünün bir bağlayıcılığı olmayan üst düzey asker ve bürokratlardan ya da gazetecilerden seçilecektir.

Buradaki amaç insanların bilincini bu işgale hazırlarken, ülkeler arasında diplomatik kriz çıkmaması açısından sözü söyleyen kişilerin Amerika ya da Avrupa Devletlerini bağlayıcılığı olmayan kişilerden seçilmek istenmesidir.

Halkın zihnini ve bilinç altını yavaş yavaş buna alıştırma çalışmaları çoktan başladı bile.

Yıllardır konuşulan ama hiç kimsenin tam olarak neyi hedeflediğini  bilmediği “Büyük Orta Doğu Projesi” işte tam da budur.

Büyük Orta Doğu Projesi Nihai hedefi Kabe’yi işgal edip ele geçirmek olan ve bu nihai hedefin önündeki engelleri bir bir ortadan kaldırma Projesidir.

Türk Devleti tüm bu olup bitenden haberdardı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (United States of America) Kabe’yi işgal planını 1997 yılında devreye soktuğundan haberdardı.

Amerika Birleşik Devletleri’ni (United States of America) uyarmak için Oktan Keleş’i görevlendirerek bir kitap yazdırdı.

Oktan Keleş’in 2006 yılında piyasaya çıkan  “Bir Meczubun Rüyası” adlı romanında Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) açık açık uyarıldı.

2006 yılında piyasaya çıkan “Bir Mezubun Rüyası” adlı romanın 263. Sayfasında henüz Arap Baharı vs. gibi olayların hiç biri henüz ,başlamadan yıllar öncesinden olacakları bir bir yazdı ve Amerika Birleşik Devletleri’ni (United States of America) uyardı.

* Amerika’nın Suriye ile anlaştığını.

  * Beşar Esat’ın gizlice Amerikan yönetimiyle anlaşmasına rağmen, Amerika’ya kafa tutar gibi gözüküp Amerika’yı işgale zorlama planını anlattığını.  

 * Amerika’nın gözünü İran’a ve Türkiye’ye diktiğini; ama bunları gerçekleştirecekken Amerika’dan deprem haberi geldiğini. 

*Ard arda olan iki depremin çok büyük zayiata yol açtığını ve Türkiye işinin askıya alındığını…”  (Bir Meczubun Rüyası-1 / sh. 263 Oktan Keleş)

Amerika ve Müttefiklerinin olası Kabe işgalinde İran Kritik öneme sahip olduğu için Türk Devleti İran’ı koruması altına alıp, Amerika Birleşik Devletleri ve Müttefiklerinin Türkiye ya da İran’ı işgali durumu söz konusu olduğunda, Amerika Birleşik Devletleri’nde ard arda çok büyük iki deprem olacağı konusunda uyardı.

İşte tam da burada yaşanacak olayları İncil (Holy Bible), Hıristiyanlar’a 2000 yıl öncesinden bildiriyor.

 Ahir zamanda Armageddon Savaşından hemen önce,

Büyük Kent’in,

Yeni Büyük Babil’in,

DÜNYA FAHİŞELERİNİN ANASININ,  yıkılacağını söylüyor.

 

İncil’in (Holy Bible)

Vahiy 17’nci Bölümünde;

 Yedi tası alan yedi melekten biri gelip benimle konuştu: “Gel!” dedi. “Sana engin suların kenarında oturan büyük fahişenin çarptırılacağı cezayı göstereyim.

 

Dünya kralları onunla fuhuş yaptılar. Yeryüzünde yaşayanlar onun fuhşunun şarabıyla sarhoş oldular.”

 

Bundan sonra melek beni Ruh’un yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm.

 

Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle, fuhşunun çirkeflikleriyle dolu altın bir kâse vardı.

Alnına şu gizemli ad yazılmıştı:


BÜYÜK BABİL,
DÜNYA FAHİŞELERİNİN
VE İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI


Kadının, kutsalların ve İsa’ya (Christ Jesus) tanıklık etmiş olanların kanıyla sarhoş olduğunu gördüm.

Gördüğün kadın dünya kralları üzerinde egemenlik süren büyük kenttir.

Bilindiği üzere Özgürlük Heykeli kadındır.

Günümüzde Dünya Kralları yani Dünyadaki Diğer Devletler ve O Devletlerin başındaki Başkanlar, Başbakanlar, Cumhurbaşkanları üzerinde hüküm sürmeye gücü yeten tek bir Devlet vardır, o da Dünyanın tek Süper Gücü Amerika Birleşik Devletleri’dir (United States of America).

Burada kastedilen kadın da Vahiy 17’nin başında geçtiği gibi, Engin Suların, yani Okyanusların yanında oturan Özgürlük Heykeliyle simgelenen Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) olduğunu,

Ve Tanrı’nın Amerika Birleşik Devletleri’ni (United States of America) Dünya Fahişelerinin ve İğrençliklerinin anası olarak gördüğünü anlamışsınızdır.

Yanlış anlaşılmasın !

Bunu ben demiyorum.

Kim diyor?

Bunlar Hıristiyanların Kutsal Kitabı İncil’de (Holy Bible) yazdığına göre, İncil’i Hıristiyanlara gönderen Tanrı Diyor.

Ve Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) Milattan Önce (M.Ö.) Kurulan Babil adıyla günümüzde de bilinen Kentin ahlakıyla, aynı ahlak üzerine kurulup yaşadığı için Tanrı, Amerika Birleşik Devletleri’ne (United States of America) İncil’de (Holy Bible) Babil adıyla hitap ediyor.

Ve Vahiy  16’da yeni kurulan Babil’in yani Amerika Birleşik Devletleri’nin (United States of America) sonunun M.Ö. kurulan Babil gibi olacağını bildiriyor.

Vahiy 16;

Yedinci melek tasını havaya boşalttı. Tapınaktaki tahttan yükselen gür bir ses, “Tamam!” dedi.

O anda şimşekler çaktı, uğultular, gök gürlemeleri işitildi. Öyle büyük bir deprem oldu ki, yeryüzünde insan oldu olalı bu kadar büyük bir deprem olmamıştı.

Büyük kent üçe bölündü. Ulusların kentleri yerle bir oldu. Tanrı büyük Babil’i anımsadı, ona ateşli gazabının şarabını içeren kâseyi verdi.

Bütün adalar ortadan kalktı, dağlar yok oldu.

Gördüğünüz gibi Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) rahat durmaz. Fahişeliklerine devam ederse, Oktan Keleş’in 2006 yılında basılan kitabında yazdığı gibi Türkiye ve İran’a saldırmaya kalkarsa, neredeyse Amerika Birleşik Devletleri’ni (United States of America) yok edecek bir depremle karşılaşacak.

Amerika Birleşik Devletleri’nin de (United States of America) İran’a yönelik işgal planını 1 en fazla 2 yıl içinde başlatacağını düşünürsek bu büyük deprem 1 veya 2 yıl içerisinde olacaktır.

Tanrı Amerika Birleşik Devletleri’nin (United States of America) yaptığı fahişeliklerden o kadar bıkmış ki, İncil’de (Holy Bible) Fahişenin işlediği günahlar göğe kadar ulaştı diyor ve bu depremi Amerika Birleşik Devletleri’nin (United States of America) günahlarından dolayı, cezalandırmak için gönderiyor.

Gelin deprem sonrasında neler olacağını İncil (Holy Bible) bize nasıl anlatmış bir bakalım.

Vahiy 18;

Bundan sonra büyük yetkiye sahip başka bir meleğin gökten indiğini gördüm. Yeryüzü onun görkemiyle aydınlandı.

 Melek gür bir sesle bağırdı:
“Yıkıldı! Büyük Babil yıkıldı!
Cinlerin barınağı,
Her kötü ruhun uğrağı,
Her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı oldu.


Çünkü bütün uluslar
Azgın fuhşunun şarabından içtiler.
Dünya kralları da
Onunla fuhuş yaptılar.
Dünya tüccarları
Onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler.”

 

Gökten başka bir ses işittim:
“Ey halkım!” diyordu.
“Onun günahlarına ortak olmamak,
Uğradığı belalara uğramamak için çık oradan!

 

Çünkü üst üste yığılan günahları göğe erişti,
Ve Tanrı onun suçlarını anımsadı.

 

Babil nasıl davrandıysa, karşılığını ona aynen verin,
Yaptıklarının iki katını ödeyin.
Hazırladığı kâsedeki içkinin
İki katını hazırlayıp ona içirin.

 

Kendini yücelttiği, sefahate verdiği oranda
Istırap ve keder verin ona.
Çünkü içinden diyor ki,
‘Tahtında oturan bir kraliçeyim, dul değilim.

Asla yas tutmayacağım!’

 

Bu nedenle başına gelecek belalar
–Ölüm, yas ve kıtlık–
Bir gün içinde gelecek.
Ateş onu yiyip bitirecek.
Çünkü onu yargılayan Rab Tanrı güçlüdür.

 

“Kendisiyle fuhuş yapan ve sefahatte yaşayan dünya kralları onu yakan ateşin dumanını görünce onun için ağlayıp dövünecekler.

 

 Çektiği ıstıraptan dehşete düşecek, uzakta durup,
‘Vay başına koca kent,
Vay başına güçlü kent Babil!
Bir saat içinde cezanı buldun’ diyecekler.

 

 “Dünya tüccarları onun için ağlayıp yas tutuyor. Çünkü mallarını satın alacak kimse yok artık.

 

Altını, gümüşü, değerli taşları, incileri, ince keteni, ipeği, mor ve kırmızı kumaşları, her çeşit kokulu ağacı, fildişinden yapılmış her çeşit eşyayı, en pahalı ağaçlardan, tunç, demir ve mermerden yapılmış her çeşit malı, tarçın ve kakule, buhur, güzel kokulu yağ, günnük, şarap, zeytinyağı, ince un ve buğdayı, sığırları, koyunları, atları, arabaları ve köleleri, insanların canını satın alacak kimse yok artık.

 

“Diyecekler ki,
‘Canının çektiği meyveler elinden gitti,
Bütün değerli ve göz alıcı malların yok oldu.
İnsanlar bunları bir daha göremeyecek.’

 

Babil’de bu malları satarak zenginleşen tüccarlar, kentin çektiği ıstıraptan dehşete düşecekler. Uzakta durup ağlayacak, yas tutacaklar.

 

 “ ‘Vay başına, vay!’ diyecekler.
‘İnce keten, mor ve kırmızı kumaş kuşanmış,
Altın, değerli taş ve incilerle süslenmiş
Koca kent!

 

Onca büyük zenginlik
Bir saat içinde yok oldu.’
“Gemi kaptanları, yolcular, tayfalar, denizde çalışanların hepsi, onu yakan ateşin dumanını görünce uzakta durup, ‘Koca kent gibisi var mı?’ diye feryat ettiler.

 

 Başlarına toprak döktüler, yas tutup ağlayarak feryat ettiler:
‘Vay başına koca kent, vay!
Denizde gemileri olanların hepsi
Onun sayesinde, onun değerli mallarıyla
Zengin olmuşlardı.
Kent bir saat içinde viraneye döndü.’

Ey gök, kutsallar, elçiler, peygamberler!
Onun başına gelenlere sevinin!
Çünkü Tanrı onu yargılayıp hakkınızı aldı.”

 

Sonra güçlü bir melek değirmen taşına benzer büyük bir taşı kaldırıp denize atarak şöyle dedi:
“Koca kent Babil de
İşte böyle şiddetle atılacak
Ve bir daha görülmeyecek.

 

Artık sende lir çalanların, ezgi okuyanların,
Kaval ve borazan çalanların sesi
Hiç işitilmeyecek.
Artık sende hiçbir el sanatının ustası bulunmayacak.
Sende artık değirmen sesi duyulmayacak.

 

Artık sende hiç kandil ışığı parlamayacak.
Sende artık gelin güvey sesi duyulmayacak.
Senin tüccarların dünyanın büyükleriydi.
Bütün uluslar senin büyücülüğünle yoldan sapmıştı.

 

Peygamberlerin, kutsalların
Ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı
Sende bulundu.”

 

Tanrı, Hıristiyanların Kutsal Kitabında (Holy Bible) Amerika Birleşik Devletleri’nin (United States of America) ve vatandaşlarının yanlış yolda olduğunu, günahlarının göğe kadar ulaştığını, böyle devam ederlerse Amerika Birleşik Devletleri’ni (United States of America) çok büyük doğal afetlerle, depremlerle helak edeceğini söyleyip resmen ültimatom veriyor.

Diyebilirsiniz ki, Tanrı kendisine inanan, Hıristiyan olan bir Devleti ve İnsanlarını cezalandıracağını İncil’de açık açık neden söylüyor?

Sır Vahiy 18’de geçen şu cümlelerde saklı;

“Ey gök, kutsallar, elçiler, peygamberler!
Onun başına gelenlere sevinin!
Çünkü Tanrı onu yargılayıp hakkınızı aldı.”

 

“Peygamberlerin, kutsalların
Ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı
Sende bulundu.”

 

İyi de Peygamberler günümüzden binlerce yıl önce yaşadı.

Günümüzde Dünya üzerinde kurulu Devletlerin hiç birinin geçmişi o kadar eskiye dayanmıyor.

Nasıl oluyor da İncil’de (Holy Bible) geçen ve Ahir Zamanda olacağı bildirilen, Büyük Kent, Babil ve Fahişe olarak betimlenen bir Devlet,  Peygamberlerin Hakkını yemiş, Kanını akıtmış olabilir?

Tanrı Peygamberlerini yeryüzüne niye gönderir?

İnsanlara doğru yolu göstersin diye!

Peki İnsanları doğru yoldan çıkartan ya da çıkartmaya çalışan kim?

Tabi ki de Şeytan!

Peygamberlerle kim savaşır?

Doğru yoldan saptırdığı insanları tekrar doğru yola sokmasın diye Peygamberlerle Şeytan savaşır!

Peki Peygamberlerin kanını kim döker ve hakkını yer?

Tabi ki bu savaşta bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek nefsine uyup Şeytanın tarafını tutanlar Peygamberlerin hakkını yer ve kanını döker.

Şeytan günümüzde yaşayan tüm dinlerde, Cennetten Hz. Adem yüzünden kovuldu.

Hz. Adem’in üstünlüğünü kabul etmediği için kovuldu.

Dolayısıyla Şeytan Adem’e ve Ademoğullarına yani İnsana düşmandır.

Dolayısıyla kendisinin haklı olduğunu Tanrı’ya kanıtlamak için, İnsanlara karşı yürüttüğü bu savaşta Fiiliyatı bizzat kendisi yapmaz.

Cürmü kendisi işlemez.

İnsanı kandırarak cürmü fiiliyatı yine insana işletir.

Düşmanı olduğu yine insana öldürtür ki, Tanrı’ya “Bak, gördün mü ben haklı çıktım” diyebilsin.

Peki bunu tek başına, bir organizasyonu olmadan mı yapar?

Bu gün ortalama ömrü 60 yıl olan bir insan bile bir iş yapılacağı zaman hemen organize olup iş paylaşımı yaparak sonuca ulaştırır.

Hz. Adem’den bile önce yaratılmış ve kıyamete kadar hiç ölmeden yaşayacak, Hz. Adem’den bu yana milyonlarca yıllık tecrübesi olan bir varlığın bunu gelişi güzel ve tek başına yaptığını düşünemezsiniz.

İnsana karşı verdiği mücadeleyi bir organizasyon dahilinde yapacak ki çok daha büyük kitleleri çok daha çabuk ve kolayca doğru yoldan saptırabilsin.

Ve en önemlisi de bu kurduğu organizasyon yine insanlardan olacak ki, Tanrıya karşı haklı çıkabilsin.

Tanrı’ya “Bak gördün mü, benden üstün olarak yarattığın insan bu kadar kötü işte” diyebilsin.

İşte Şeytan bu organizasyonu bundan milyonlarca yıl öncesinden Cennetten kovulup yeryüzüne ayak bastığı ilk zamandan daha Hz. Adem hayattayken Adem’in çocukları ve torunlarından, dünyayı süslü ve güzel göstererek kandırdıklarından, devşirdiklerinden kurdu.

Bu organizasyon Adem’den beri Şeytanla beraber İnsanları doğru yoldan saptırmak için bilerek ve isteyerek savaştı.

İnsanların kanını döktü.

Peygamberlerle savaştı kanını döktü.

Hz. İbrahim’i ateşe attırmak isteyen bunlardı,

Hz. Zekiriya’yı kesenler bunlardı,

Hz. İsa’yı (Christ Jesus)  çarmağa gerdirip öldürmek isteyenler bunlardı.

Bu organizasyon Şeytanın Ordusuydu (Satan’s Army) yani Şeytanilerdi (Satanics).

Dikkat edin Satanistler demiyorum, Şeytaniler diyorum.

Evet Satanistler de Şeytana tapıyor ama onlar kendi başlarına, Şeytanın böyle bir ordusu olduğunu bilmeden, böyle bir organizasyona dahil olmadan belki de macera aramak için Şeytana tapan kişiler.

Şeytaniler ise(Satanics) başında bizzat Şeytanın (Satan) ta kendisinin olduğu, Şeytandan ta kendisinden talimat alan ve mücadele eden bir organizasyondur.

Bir insan neden Şeytani olur diye sorarsanız, Şeytanın (Satan) onlara Para, Mal, Mülk, Şan, Şöhret, Makam, Mevki, aşırıya kaçmış eğlence vadederek dünyayı süslü göstermesine kandıkları için.

Şeytan (Satan) bu organizasyonun gücünü kullanarak, kendisinin aslında var olmadığını, Şeytan denen şeyin aslında insanın içindeki kötü düşünceleri söyleyen Nefs (His) olduğunu insanlara üfleyerek, kamufle olmaya çalışıyor.

Sizler de Şeytanın ve Ordusunun tüm insanlığa üflediği bu düşüncelere kananlardansanız, geçtiğimiz yıl yaşanan bir olayı bu yazıyı okuyan Hıristiyanlara hatırlatmak isterim.

Geçtiğimiz yıl Hıristiyanların Ruhani Lideri Papa Francesco bir açıklama yaptı.

“Şeytan (Satan) sis gibi bir şey değil, gerçek bir kişi, Adı Soyadı ve Kimliği olduğuna eminim” açıklamasında bulundu.

Şeytaniler (Satanics) Papa’nın ayağına basmış olacak ki onları Şeytanın kim olduğunu açıklamakla tehdit ediyor.

Yazıyı okuyan Müslümanlara ise Kuran-ı Kerim’deki şu Ayeti hatırlatmak isterim.

“Şeytan sizin apaçık düşmanınız”

Budistlere gelecek olursak;

Malumunuz Buda’nın (Siddhartha Gautama) hayatında kritik bir dönüm noktası vardır.

Bir İncir Ağacının altına oturur ve Ermeden (Nirvana’ya Varmadan) ağacın altından asla kalkmayacağını söyler.

Buda bu İncir Ağacının altındayken Ermesin, Nirvana’ya varmasın diye Şeytan gelir ve Siddhartha Gautama’yı türlü türlü bahanelerle kandırıp ağacın altından kaldırmak ister.

Yahudilere gelecek olursak;

Yahudiler zaten Şeytanın ayrı bir varlık olduğunu gözleriyle görmüş gibi bilirler.

Bu durum diğer dinlerde de böyledir.

Şeytanın Ordusu (Satan’s Army) yani Şeytaniler (Satanics) kitabın bu bölümünün değil bir sonraki bölümünün konusu.

O yüzden şimdilik çok değinmeden geçiyorum.

Kitabın bir sonraki bölümü ilerleyen zamanlarda yayınlanacaktır.

Biz konumuza dönecek olursak Tanrı’nın İncil’de Babil,  Dünya Fahişelerinin ve İğrençliklerinin Anası olarak nitelediği Büyük Kent, Şeytanilerin (Satanics) kurduğu ya da kurulduktan sonra bir şekilde yönetimini ele geçirdiği ülke olan Amerika Birleşik Devletleri’dir (United States of America).

Bu yüzden Tanrı İncil’de Amerika Birleşik Devletleri’nin (United States of America) günahlarının göğe kadar ulaştığını söylüyor.

Şeytaniler (Satanics) Amerikan halkını da doğru yoldan saptırıp kendilerine uydurdular ve kendilerine hizmet ettiriyorlar.

Son 50 yılda çıkan neredeyse tüm savaşları Amerika Birleşik Devletleri’i (United States of America) çıkarttı.

Bakın Hiroşima’ya, Nagazaki’ye, Kore Savaşına, Vietnam Savaşına, Afganistan’ın İşgaline, Irak’ın İşgaline, Arap Baharına, Suriye’nin İşgaline.

Kendisinin bizzat çıkartmadığını da organize etti ve fitne ateşini yaktı.

Tabi ki böyle bir oluşumdan haberdar olup bunlarla mücadele eden Amerikalılar da var.

İyilerle Şeytaniler arasında çok büyük bir mücadele yaşanıyor.

Ama sayıca Şeytanilere göre daha azlar ve Şeytaniler (Satanics) her köşe başını tutmuş durumda.

Bu konu çok detaylı olduğu için şimdiki konuyu dağıtmamak adına kitabın ileride yayınlanacak bölümünde işlemeyi planlıyorum.

Tanrı, İncil’de Babil’i Deprem ve doğal afetlerle cezalandırdığı zaman,

“Ey gök, kutsallar, elçiler, peygamberler!
Onun başına gelenlere sevinin!
Çünkü Tanrı onu yargılayıp hakkınızı aldı.

 

Peygamberlerin, kutsalların
Ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı
Sende bulundu.”

 diye söylemesinin nedeni budur.

Peygamberlerin, kutsalların, ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı Şeytanilerin (Satanics) elinde, Amerika Birleşik Devletleri de (United States of America) Şeytanilerin elinde ve Amerikan halkıda Şeytanilerin (Satanics) yeryüzünde insanları boğazlamak için çıkarttığı bozgunculuğu desteklemekte, hatta bilerek ya da bilmeyerek Şeytaniler (Satanics) adına bizzat savaşmakta.

Tanrı da İncil’de bunun hesabını sorup, Amerika Birleşik Devletleri’ni (United States of America) yargılayacağını, ve kutsallar, elçiler, peygamberler’in hakkını büyük bir depremle alacağını bildirmiş.

Siz ne zannettiniz.

Ahir zamanda, Deccal’in (Antichrist/Dajjal) kendiliğinden birden bire ortaya çıkıp, dünyadaki tüm insanları etkileyeceğini mi?

İnsanları kurtarması için Hz. İsa’yı (Christ Jesus) bekleyenler olduğu gibi, Deccal’i de (Antichrist) kurtarıcıları olarak görüp bir an önce gelmesini bekleyenler var.

Hz. İsa’nın (Christ Jesus), Mehdi’nin, Maitreya’nın (Metteye) ve Vişnu’nun gelişine hazırlananlar gibi Deccal’in (Antichrist/Dajjal) gelişine hazırlananlar var.

Nasıl ki Hıristiyanlar Hz. İsa’yı (Christ Jesus), Müslümanlar Mehdi’yi, Budistler Maitreya’yı (Metteye), Brahmanlar Vişnu’yu kurtarıcıları olarak görüyorsa, Şeytaniler de (Satanics) Deccal’i (Antichrist/Dajjal) kurtarıcıları olarak görüyor.

Ve gelişi için 2000 yıldır hazırlık yapıyor.

Her ne kadar Şeytaniler (Satanics) kurtarıcıları olarak gördüğü Deccal’i (Antichrist/Dajjal) bir an önce getirmeye çalışsalar da, Hz. İsa’nın (Christ Jesus) Şeytaniler’e kurduğu tuzak yüzünden 2000 yıldır bir türlü getiremiyorlar.

Bu yüzden en çok nefret ettikleri kişi Hz. İsa (Christ Jesus).

Hz. İsa’nın (Christ Jesus) çarmıha gerilmek istenmesinden itibaren kurtarıcıları Deccal’i (Antichrist/Dajjal) getirmeye çalışan ve gelişi için dünyayı hazırlamaya çalışan Şeytaniler (Satanics) bir çok kere Devlet kurdu ve bir çok Devlete sızdı.

Sızdıkları bu Devletlerin ya yönetimini eline geçirdi ya da tamamen eline geçiremedikleri Devletlerde söz sahibi ve devleti yönlendirme gücüne sahip oldular.

Tarihte Devlet yönetimlerinin kabul ettiği şeyleri halkın kabul etmesi hep daha kolay olmuştur.

Bunu iyi bilen Şeytaniler, Deccal’i dünyaya kurtarıcı olarak yutturabilmeleri için dünyadaki tüm Devletleri ele geçirmeleri gerektiğini biliyorlardı.

Ele geçirme sürecinde işlerini en kısa ve kolay yoldan halledebilmek için ilk olarak Dünyanın Süper Gücü olan Amerika Birleşik Devletlerini ele geçirmeleri gerektiğini de gayet biliyorlardı.

Bu süreçte daha bir çok devlete sızıp ele geçirdiler, ya da yönetiminde etkili noktalara kadar ulaştılar.

Sızamadıkları devletlere de Amerika Birleşik Devletleri’nin gücünü kullanarak yönetimlerini değiştirdiler.

İşte bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri’ni ilk olarak ve tamamen ele geçirmeleri ve kontrolleri altında tutmaları gerekiyordu ki, diğer devletleri ele geçirirken işleri kolay olsun.

Deccal geldiğinde de tüm dünya devletleri onu kurtarıcıları olarak tanısın.

Hıristiyan Devletler Deccal’i halklarına Mesih İsa diye, Müslüman Devletler Mehdi diye, Budistler Maitreya (Metteye) diye, Brahmanlar Vişnu diye yuttursun.

Aslında tüm dinlerin bekledikleri kurtarıcının tek olduğuna, hepsinin kendi dillerinde ayrı ayrı olarak isimlendirse de kurtarıcılarının tek ve aynı kişi olduğuna inandırsın.

Böylelikle önceden ele geçiremedikleri Devletleri de Amerika Birleşik Devletleri’nin gücüyle ele geçirmiş oldular.

Yazıyı okuyan bir Müslümanın, Budist’in, Brahman’ın  aklına

“İyi ama İncil (Holy Bible) benim kutsal kitabım değil ki, Bana ne İncil’de yazanlardan.” diye bir soru gelebilir.

Bu yazıyı şimdi ya da gelecekte başka başka inançlara ve ırklara mensup insanlar da okuyacaktır.

Müslüman’ı, Hıristiyan’ı, Yahudi’si (Musevi’si), Budist’i, Brahman’ı, hatta Ateist’i bile okuyacaktır.

Müslüman okurken İncil’den verdiğim örnekleri, Hıristiyan okurken Kuran’dan verdiğim örnekleri, bu iki dinden birine mensup biri okuduğunda da Yahudilikle ve Tevrat’tan verdiğim örnekler için “Bana ne Kuran’dan, İncil’den, Tevrat’tan” diyebilir.

Aynı durum Budist, Brahman hatta ateist için de geçerli.

Bu dinler, çoğu konuda bir birinden farklı görüşleri, inançları benimsese de çok ilginç olan bir nokta var ki, o da ahir zamanda yaşanacak olan olayların tüm dinlerde aynı noktada birleşmesi.

Aynı şeyi söylemesi.

Yaşanacağı söylenen hadiselerin birbiriyle aynı olması.

Yahudilikte de Gog Magog vardır, Hıristiyanlıkta da.

Bu iki dinin Gog Magog dediği olaya Müslümanlıkta Yecüc Mecüc denir.

Aradaki dil ve kelime farkını bir kenara bırakacak olursak bu üç din de ahir zamanda aynı olayın gerçekleşeceğini söylemiş.

İki kardeş kavimin Dünya İnsanlığına düşmanca saldıracağını bildirmiş.

Yahudilikte de, Hıristiyanlıkta da, Müslümanlıkta da Ahir zamanda son büyük savaş yaşanacağı bildirilmiştir.

Yahudilik ve Hıristiyanlıkta bu savaşa Armageddon denirken Müslümanlıkta bu savaşa Melhame-i Kübra denmiş.

Her dinde bu yaşanacak son savaşta kötü tarafı komutası altında toplayan doğaüstü güçlere sahip bir varlık olacaktır.

Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta bu varlığa Antichrist denirken Müslümanlıkta Deccal (Dajjal) denmiş.

Bu üç dinde de Deccal (Antichrist/Dajjal) geldiğinde, dünya üzerinde çok büyük bir fitnenin yaşanacağını, dünya’nın o geldiğinde olağan üstü olaylara gebe olduğunu ve en sonunda da Son büyük savaş (Armageddon-Melhame-i Kübra) yaşanacaktır.

Ahir zamanda dünyaya saldıracağı söylenen Yecüc Mecüc (Gog Magog) ve Antichrist’e karşı İnsanlığı kurtarmak için,

Yahudilik’te Mesih,

Hristiyanlık’ta Mesih,

Müslümanlık’ta Mehdi,

Budizm’de Maitreya/Metteya,

Brahmanizm’de de Vişnu’nun geleceği bildirilir.

Bu konuda da dünyada ki tüm dinler ortak noktada birleşir.

Tüm dinlere mensup düşman (Deccal/Antichrist ve Yecüc-Mecüc/Gog-Magog) ortak olduğuna göre, tüm dinlere mensup insanların ortak düşmana, Antichrist/Deccal’e karşı beraber hareket edip beraber karşı koyması lazım.

Çünkü Dünya yaratıldığından beri ne böyle bir fitne gördü, ne de bir daha görecek.

Dinler belki bir çok konuda birbirinden farklı kuralları olabilir, farklı dinleri benimseyenlerin farklı dünya görüşleri olabilir, ama ilginç olan bir nokta var ki, tüm dinler ahir zamanda yaşanacak olaylarda aynı noktada birleşiyor.

Bu yazı da işte bu yüzden dinlerin ayrıştıkları noktaları kaynak alarak değil, birleştikleri noktaları kaynak alınarak yazıldı ki tüm insanlığı ortak düşmana karşı uyarabilsin, tüm insanları bir araya getirip birleştirebilsin.

O yüzdendir ki bu yazıyı okuyan ya da ileride okuyacak olan her dinden, her inançtan, buna Ateistlerde dahil ve ırktan insana ve dinlerine saygı duyarak, onların hassasiyetlerine özen göstererek, yazıldı.

Bu yazıyı okuyan kişi hangi dine, hangi ırka mensup olursa olsun, ahir zamanda yaşanacak olayları daha iyi analiz edebilmesi için, dost kim düşman kim rahatlıkla tespit edebilmesi için, ortak düşmana karşı doğru tarafta yer alabilmesi için yazıldı.

Konumuza dönecek olursak şimdi akıllara şöyle bir soru gelebilir.

“Oktan Keleş bunu 2006’da yazıp tüm dünyaya duyurmuşken, ABD bunu öğrenmedi mi ki, hala bu planında ısrar ediyor?”

Tabii ki de öğrendi.

Öğrenmesine rağmen bu planında ısrarcı olmasının sebebi “ Demek ki Kabe’yi ele geçirmek, onlar için Amerika’da olacak olan depremlerden ve bunların vereceği zayiatlardan daha önemli.

O kadar önemli ki bunu bilmelerine rağmen bu hedeflerinden vazgeçemiyorlar.

Bir sebebi de o da Evanjelist’ler (Evangelist).

Onlara göre Hz. İsa’nın (Christ Jesus) ahir zamanda tekrar yeryüzüne gelmesi için bir takım olayların gerçekleşmesi gerekiyor.

Bu deprem de onlardan biri.

Evanjelistler de (Evangelist) bunu bildiğinden Hz. İsa’nın (Christ Jesus) bir an önce yeryüzüne gelmesi için Tanrı’yı kıyamete zorlayıp, doğal yollarla gerçekleşmeyen hadiseleri suni yollarla kendileri yapmaya çalışıyorlar.

Bu yaşanacak olay da onlar için bir fırsat olduğu için Amerika Birleşik Devletleri’ni (United States of America) bilerek ve isteyerek sırf deprem bir an önce olsun diye İran ve Türkiye’nin üzerine süreceklerdir.

Gerçi Hz. İsa (Christ Jesus) gerçekten gelirse milyonlarca masum Amerikalının ölümüne sebep olmuş Evanjelistlerin tarafında mı olur karşısında mı olur iyi düşünmek gerek.

Bence kesinlikle karşısında olur.

Peki yaşanacak bu depremden sonra Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) Dünya sahnesinden tamamen çekilecek mi?

Maalesef hayır.

Aslında Hıristiyanların Kutsal Kitabı İncil’de (Holy Bible) Yeni Babil ve Dünya Fahişelerinin ve İğrençliklerinin Anası olarak betimlediği Devlet Dişi Özgürlük Heykeli ile simgelenen Amerika Birleşik Devletleri (USA) iken, yıkılacağı ve 3 ayrılacağı vadedilen Büyük Kent, Yeni Babil’in yani Amerika Birleşik Devletleri’nin bir eyaletini simgeliyor.

Örneğin San Andreas Fay Hattının olduğu California Eyaleti yok olacak.

Bir de Hıristiyanların Kutsal Kitabının (Holy Bible) Vahit 18. Bölümünün şu aşağıdaki kısmına tekrar bakalım.

Kendini yücelttiği, sefahate verdiği oranda
Istırap ve keder verin ona.
Çünkü içinden diyor ki,
‘Tahtında oturan bir kraliçeyim, dul değilim.

Asla yas tutmayacağım!’

“Tahtında oturan bir kraliçeyim, dul değilim. Asla yas tutmayacağım!” sözünden “Yıkıldım ama henüz ölmedim” anlamı çıkar.

Oktan Keleş’te 2006’da yazdığı kitabında “Amerika’da ard arda olan iki Depremin büyük zayiata yol açtığını, bu yüzden Türkiye planının askıya alındığını” yazmış.

Şeytaniler (Satanics) Amerika Birleşik Devletlerindeki (United States of America) bu krizi en kısa sürede atlata bildiği kadarını atlatıp, Şeytani projelerine kaldıkları yerden devam edip, Kabe’yi ele geçirme planını tekrardan devreye sokacaklardır.

Şimdi konuyu bir de Müslüman kaynaklarından inceleyelim.

Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.),  yaşanacak bu olayı bizlere, bundan tam 1441 sene önce şu sözlerle bildirir.

Müslümanlar Peygamberleri Hz. Muhammed’in sözlerine Hadis-i Şerif derler.

Hz. Muhammed (s.a.v.) bir Hadis-i Şerifinde “Kâbe’yi yıkma eyleminde bulunan Habeşli zenci bir köleyi gördüğünü,” söyleyerek, “Allah’ın gazabı üzerine olsun.” Der ve gözlerinden yaş süzülür.

Şeytaniler (Satanics) Amerika Birleşik Devletini kullanarak Kabe’yi ele geçirme planını 1997 yılında devreye soktular.

İşgali tüm dünyaya kolayca kabul ettirebilmek ve işgalden sonra tüm dünyadan gelebilecek itirazlardan başlarının ağrımaması amacıyla bu işgali Birleşmiş Milletlerin aldığı bir karar üzerine başlatmayı planladılar.

Ele geçiremedikleri Devletleri ve ABD’nin (USA) gücünü kullanarak BM’yi yönlendirip, kendi planlarını zorla kabul ettirmeyi planladılar.

Ve 1997 yılında Birleşmiş Milletleri Genel Sekreterliğine Kofi Annan’ı atadılar.

Tarihte ilk defa Siyahi biri BM’nin başına atandı.

Plan Kofi Annan’ın başkanlığında çıkartılan BM kararıyla Sudi Arabistan’ın Mekke şehrini işgal edip Kabe’yi ele geçirmekti.

Şeytanilerle verilen mücadele sonucunda olaylar planlandığı gibi gitmedi ve Kofi Annan’ın görev süresi içerisinde Mekke’yi işgal etmek için gerekli ortam hazırlanamadı.

Şeytanilerin planları sekteye uğradı ama planlarından vazgeçmediler.

Bu sefer operasyonun üssünü mecburen Birleşmiş Milletleri’den Amerika Birlerşik Devletleri’ne (USA) kaydırmak zorunda kaldılar ve tarihin ilk siyahi Amerikan Başkanı Barack Obama’yı Amerika Birlerşik Devletleri’nin (USA) başına geçirdiler.

Bu sefer de Obama’nın aldığı bir kararla Kabe’yi işgal etmeyi planladır ama yine başarılı olamadılar ve Obama’nın da görev süresi doldu.

Şimdi operasyon merkezini başka bir noktaya kaydırmaları gerekiyordu ve bu merkezi belirlediler.

Bu konuda daha önce detaylı bir yazı yazdığım için şimdilik bu noktaya çok değinmeyeceğim.

Merak edenler kitabın internette yayınlanan bir önceki bölümünü okuyabilir.

Peki Şeytaniler Kabe’yi işgal etmek için çıkartacakları savaşın komutasında ille de Siyahi birinin bulunmasını neden bu kadar ısrarlı bir şekilde istiyor?

“Müslümanlar Siyahileri sevmiyor mu?” sorusu bu yazıyı okuyan Siyahi birinin aklına gelebilir.

Bu yazıyı okuyan bir Müslüman’da böyle bir yanlış anlaşılmadan rahatsız olacağı için ufak bir açıklama yapmam gerekiyor.

Müslümanlar Her şeyi yaratanın Allah olduğunu ve “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” desturunu benimseyip her yaratılanı eşit görürler.

Dolayısıyla buradaki durum Müslümanlardan kaynaklanmıyor.

Buradaki durum Şeytanilerin bu işgali gerçekleştirirken Şeytani bir ritüeli de gerçekleştirmek için işgalin başında Siyahi biri olması gerekiyor.

Hz. Muhammed’de (s.a.v.) bunu bildiği için hadisi şerifinde aynen böyle bildiriyor.

Durumdan 1997 yılından beri haberdar olan Türk Devleti’nin verdiği mücadele sonucunda Şeytaniler (Satanics) hem Kofi Annan hem de Obama döneminde Mekke’yi işgal edemedi.

Şeytaniler de (Satanics) bu süreçte anladı ki Mekke’yi işgal edip Kabe’yi ele geçirebilmek için, önündeki engellerin birkaçını pasifize etmek yetmiyor, engellerin tamamının ortadan kaldırılması ve pasifize edilmesi gerekiyor.

Tüm engelleri ortadan kaldırmadan Mekke’yi işgal edip Kabe’yi ele geçiremeyeceklerini anladılar ve tüm Müslüman ülkelere operasyona başlayıp günümüze kadar geldiler.

Şimdi sıra kalan son iki engele İran ve Türkiye’ye geldi.

Bu operasyona kalkışmaları söz konusu olduğunda da Hıristiyanların kutsal Kitabı İncil’de yer alan büyük deprem Amerika Birleşik Devletleri’ni (USA) vuracak.

Hıristiyanların inandığı Tanrı Amerika Birleşik Devletleri’nden (USA) bunun hesabını soracak.

Dikkat edin bunu ben demiyorum, Hıristiyanların Kutsal Kitabı Holy Bible diyor.

Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bildirdiği bir Hadis-i Şerifte daha konuyla alakalı Deccal’in (Antichrist/Dajjal) çıkışından önce yeryüzünde büyük depremler ve yer çökmeleri olacağını bildirirken başka bir Hadisi Şerifinde de Deccal’in (Antichrist/Dajjal) Mekke ve Medine’ye giremeyeceğini söyler.

Peki bu konuda Müslümanların Kutsal Kitabı Kuran-ı Kerim bir şey söylemiş midir derseniz.

Gelin hep beraber bir de Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’e bir bakalım.

Kuran’da anlatılan ve Hz. Muhammed (s.a.v.) doğmadan hemen önce yaşanan Fil Vakası adıyla anılan meşhur bir olay vardır.

Bu olay sanki Kuran-ı Kerim’den günümüzde yaşanacak olaylara da bir mesaj niteliği taşır.

571 yılında Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) doğumundan 52 gün önce gerçekleşir.

Bu günkü Afrika Kıtasının Etiyopya (Ethiopia) bölgesinde yer alan Habeşistan Ülkesinin Kralı, bir sebepten ötürü Kabe’yi yıkması için Ebrehe komutasındaki askerleriyle birlikte koca bir fil ordusu gönderir.

Kabe’yi yıkmak için Mekke üzerine filleriyle birlikte yürüyen Ebrehe ve ordusunun Allah tarafından gönderilen Ebabil kuşları vasıtasıyla bozguna uğratılmasını anlatan olayın adı Fil Vakası olarak tarihe geçer.

Tesadüfe bakın ki günümüzde de Sembolü Fil olan Cumhuriyetçi parti Amerika Birleşik Devletleri’nde (USA) iktidarda ve Kabe’yi işgal etmenin hazırlığını yapıyor.

 

 

Yani ABD’nin Cumhuriyetçi Partili başkanı olan Trump kabe’yi işgal edip ele geçirmeye hazırlanıyor.

Tarih tekerrürden ibarettir deyi can buluyor.

Şeytanilerin Siyahi bir Şeytaniyi oturtacakları Papa’lık makamından çıkartılacak bir kararla, yani yine Habeşli bir zencinin vereceği emirle Fil Ordusu Kabe’yi işgale etmeye gelecek.

Hz. Muhammed’in Papalık makamına oturan Habeşli yani Siyahi birine köle demesinin nedeni de o kişinin Şeytanilerin (Satanics) kölesi olmasından kaynaklanıyor.

İstese de istemese de onların emirlerinden dışarı çıkamayacak olmasından kaynaklanıyor.

Cumhuriyetçi Partiye dönecek olursak, sizce ambleminin fil olması tamamen tesadüf mü?

Diyelim ki Partinin sembolünün Fil olması tamamen tesadüf, peki seçimleri tam da bu zamanda Cumhuriyetçi Partinin kazanması sizce tesadüf olabilir mi?

Şeytaniler Kabe’yi ABD Başkanı Trump eliyle işgal etmeyi planlıyor ve neredeyse 20 yıldır Ortadoğu’da yaşanan her şey bunun için yaşanıyor.

Gerçek Hedefleri Kabe’yi işgal edip ele geçirmektir.

Tüm Müslüman ülkeler bu hedefin önündeki birer engel oldukları için 2001 yılından beri teker teker bir şekilde etkisiz hala getiriliyorlar.

11 Eylül’ü İlamı Terörist Dini ilan edip, İslam dininin en kutsalına saldırabilmek için, Kabe’yi işgal edebilmek için yaptılar.

Afganistan’ı bunun için işgal ettiler.

Irak’ı bunun için işgal ettiler.

Arap Baharını bunun için çıkarttılar.

Resmi Dini Hıristiyanlık olan ülkelerde, özellikle de Avrupa Birliği Ülkelerinde bu yüzden Milliyetçilik bilerek ve isteyerek arttırılıyor.

Papalık makamından çıkartılacak bir kararla da Kabe’ye yeni haçlı seferi düzenletmek istiyorlar.

Bu Haçlı seferini tüm Hıristiyan ülkeler desteklesin diye gün geçtikçe Avrupa’da Milliyetçilik bilerek arttırılıyor.

İngiltere bu işte planlayıcı konumda olmasına rağmen, ateşi kendi eliyle değil de maşayla tutmak için Avrupa Birliğinden ayrılıyor.

Sudi Arabistan’ın Başına bu yüzden Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman getirildi.

Bu planı gerçekleştirmelerine engel olabilecek geriye sadece iki ülke, İran ve Türkiye kaldı.

Suriye’deki savaş bu yüzden uzatılıyor.

Suriye’deki ve Doğu Akdeniz’deki doğalgaz bahane edilerek bölgeye askeri yığınak yapılıyor.

Ve buradan çıkacak her hangi bir fitne ateşiyle sırasıyla İran ve Türkiye  işgal edilmek istenecek.

Şimdi sıra bu iki ülkede.

Tarihe not düşmek adına yazıyorum American Assassin – Amerikan Suikastçi adlı Hollywood yapımı filmi de gözden kaçırmış değilim ama şimdilik oraya girmeyeceğim.

Filmi tarihe not düşmek adına buraya yazıyorum.

Geçenlerde bir rüya gördüm. İlginç bir rüya olduğu için sizlerle de paylaşmak istedim.

Rüyamda 2018 yılı Mayıs aylarının sonu, Haziran ayının başı gibiydi sanki.

Avrupa’da tarihi bir mekandayım.

Mekanda bir oraya bir bu yana koşuşturan bir kalabalık var.

Mekanda tahtında oturan, beyazlar içinde bir Kral.

Oturuyor ama böyle vakur bir şekilde değil.

Sanki korkudan dizlerinin bağı çözülmüşte, ayakta duracak mecali kalmamış.

Yanında Kırmızı gömlekli birisi, koşuşturanlara bağırıp çağırıyor.

Talimatlar yağdırıyor.

“Kim bu X adlı adam.

Bizi bizim kadar iyi tanıyan kim.

 Bu kadar şeyi nereden biliyor.”

Sonrasında bir ses duyuyorum.

Sanki bu adama cevaben “Sizce kim?” diyor ses.

Kırmızı gömlekli adam bu sesi duymadan talimatlarına devam ediyor.

Gidin getirin onu çabuk.

Kim koruyor onu.

Daha bir sürü şey söylerken sesi kulaklarımda bulanıklaşıyor.

Koşuşturan kalabalığın içinden birisi kalabalıktan ve koşuşturmadan uzakta bir yerde, başka bir adama  mektup götürüp kulağına bir şeyler fısıldıyor.

Anlıyorum ki mektubu alan adam az önce bahsedilen X isimli kişi.

Birden sanki bir el tarafından gökyüzüne çekiliyorum.

Az ileride yine X isimli kişiyi görüyorum.

Bu sefer başka birisi ona bir mektup getiriyor.

Kulağına bir şeyler fısıldıyor.

Onun getirdiği mektubu okuyunca dünyadaki kıtalar hareket etmeye başlıyor.

Birleşip iğrenç bir canavarı meydana getiriyor.

Ama bazı kara parçaları canavarın dışında kalmış.

Mektubu okudukça gözümün önündeki kıtalardan oluşan canavarda bir şeyler olmaya başlıyor.

Kaos, kargaşa ve koşuşturma bu canavarın içinde de hakim.

Avrupa’daki tarihi mekanda olan koşuşturmacanın, ben deyim on katı, siz deyin 100 katı.

Hiç de abartı olmaz.

Telaş her yeri sarmış.

Ama buradaki telaş ve koşuşturma daha temkinli ve tüm dünyayı sarmış.

Mektubu okurken olaylar gözümde canlanmaya devam ediyor, derken Canavarın baş kısmına yaklaşıyorum.

Alnında CFR (KFR yani Kafir) yazan bir Kral oturuyor.

Anlıyorum ki bu Deccal (Antichrist/Dajjal)

Sanki içini öfke ve buhran kaplamış ama korkudan.

Yakın çevresinde 4 kişi ve onunda çevresinde 5 kişi daha.

Toplamda 9 kişi.

Biraz daha yaklaşınca bir de görüyorum ki X adlı kişiye mektup götüren ve kulağına bir şeyler fısıldayan kişi Kralın yanı başında duruyor.

Hem de 9 kişiden biri.

Hepsinin aklından aynı şey geçiyor.

Ama söylemeye çekiniyorlar.

En dibindeki kişinin bile zor duyacağı bir şekilde kendi kendine fısıldaşıyorlar.

Bu X adlı adam bu kadar şeyi nereden öğrenmiş?

Aramızada casus mu var?

Eğer casus varsa ve aramızdaysa duyup sırra kadem basmasın düşüncesiyle, fısıltı o kadar kısık sesle ve yarım ağızla söyleniyor ki bir birlerini  bile duyamıyorlar.

Kimse bir diğerinin dediğini tam olarak anlayamıyor.

Sonraları X adlı adama bu mektup getirmeler rutin bir şekilde  devam ediyor.

Uyanıyorum…

Yazımızın sonuna gelmişken Şeytanilere (Satanics) bir mesaj da biz gönderelim.

Şeytanilere iyi seyirler dileriz…

GELECEK BÖLÜM

 Deccal’in Ordusu (Antichrist Army)

Kabe’yi işgal edip yıkmaya çalışacak kişinin Siyahi olmasının nedeni?

Hz. İsa’nın (Christ Jesus) Şeytanilere (Satanics) kurduğu büyük Tuzak neydi?

Şeytanilere karşı savaşan Amerikalılar.

HASHTAG

#Armageddon

Ve Armagedon savaşı için son dönemece girilir…

Ya Deccal’den (Antichrist) tarafı seçeceksiniz, ya da Doğrudan.

 

YANDEX DİSK LİNKİ:

https://yadi.sk/i/xImIkXGxAWQVKA

 

Saygılarımla…

Serdar Kazanç

serdarkazanc@gmail.com

Share.

About Author

Kalperen Ocağı Derneği Resmi Hesabı

Leave A Reply